27
Ara_Aralık_kısaltma
09

sıkıcı bir yazı

kendime yeni bir sayfa mı açtım yoksa zaten bir sayfa atlayarak mı karalamaya başlamıştım bilmiyorum ama şu an beyaz bir sayfadayım ve sadece ben varım o sayfada… yalnız ama mutlu olma çabasında olan bir yazılımcı… olan şeylerden dolayı üzüntü duymuyorum çünkü pişman değilim… her neyse geçmişi bu kadar kurcalamanın bi manası yok… aslında bu yazımda çok ağır ifadeler kullanarak birilerini üzebilirdim… ama yapmayacağım çünkü herşey geçmişte kaldı… bu arada dün aldığım bir kararla artık belirsiz bir süre doğum günü kutlamayacağım… bu nerden çıktı derseniz; öyle işte…

mutlu sayılabilirim yalnızlığımı saymazsak… savaştan çıkmış bir asker gibiyim… savaşı meydanda bırakıp sırtında çantasıyla ağır ağır yol alıyorum… kırdığım kalp sayısının yada aldığım yaraların bi önemi yok artık… çünkü kazanan olmadı bu savaşta… sakin sayılabilecek bir hayatım var… işten eve evden işe… hayatımın tek eğlencesi işim ve cumartesi akşamları gittiğimiz canlı müzik yapan yer… benim için önemli olan şeylere henüz yenisi eklenmedi… hala en önemli varlıklarım ailem, inançlarım ve tabii ki notebookum…

yarın yine iş var… gidip hiç bir duygumu karıştırmadan işimi yapacağım… bunu elimden geldiğince yapacağım… profesyonel değilim… çünkü profesyonellik duyguların ne olursa olsun işini yapmaktır benim gözümde… farkındayım sıkıcı bir yazı oluyor… çünkü insanların ilgisini çekecek çok şey yaşasamda bunları anlatmak istemiyorum… belki uzun süre yazı yazmam belkide yarın yeni bir tanesi eklenir eskilere…

bu yazıyı yazma amacım ise çok farklı… insanlar genelde ruhsuz olduğumu düşünür yada elimde bir silgi ile sürekli birilerini hayatımdan sildiğimi… olanın aksine ben çoğu zaman uzun süre silmekle uğraşırken bazen ise direk kağıdı buruşturup atarım… silerim ki silik de olsa izi kalsın hayatımda… eğer buruşturup atıyorsam gerçekten o anları hatırlamak bile istemiyorumdur…

okuyanlardan bir de ricam var… bu yazım tamamen genel olarak yazılmıştır… sözlerimde kimseyi kastetmedim, kimseye laf dokundurmadım ve kimse ile ilgili tek bir kelime yok… lütfen kimse üzerine alınmasın… anlayışınız için teşekkür ederim…

yeni bir yazıda görüşmek üzere… mutlu kalın…

20
Ara_Aralık_kısaltma
09

doğmayacak güneşin hayali

sevgilim değildin belki ama güne sevgiliyle uyanmak gibiydin… beni ne olarak sevdin kendin bile bilmesende ben seni ne olarak sevdiğimi gayet iyi biliyordum… tamda herşey rayına oturmuş; istediğimiz gibi giderken… kal diyemiyeceğimi bile bile, elinden gelen çabayı gösterdin git demem için… ama ben git demedim sadece uzak dur dedim… üstüme geldiğinde neler diyeceğimi ve ne kadar tahammülsüzleştiğimi en iyi sen bilirdin halbuki… neden böyle davrandın, neden öyle yaptın bilmiyorum… sorgulamıyorum… benim için önemli olan hep mutluluğundu… eğer şimdi mutluysan benden uzakta; olsun varsın acılar, üzüntüler elbet geçer… beni bile boşver keyfin yerindeyse ben nasılsa mutluluğa barikattım… sabahıma güneş doğmuştu sonra akşam oldu ve o güneş battı… sen güneşsin ben ise yıldız… merak ettiğim şudur birbirimize bu kadar kavuşmak isterken neden birimiz gelirken, ötekimiz gözden uzaklaşırız… eskiden olsa kal derdim… çünkü o zamanlar beraber mutlu olmaktı derdim… şimdi kal demiyorum çünkü benli yada bensiz mutlu yaşaman derdim… beni boşver ben mutlu olacak bişey her zaman bulur çıkartırım… doğmayacak güneşin hayaliyle uykuya gider yollarım… aradım bulamadım mutluluğu hiç biyerde… bulursam merak etme ilk sana yollarım…

14
Ara_Aralık_kısaltma
09

iyi niyetli kötü adam

zamanın bir yerinde bir adam varmış… kendi masalını kendi yazan ve o masalda kendine ayrı ayrı üzüntüler yazan… tek bir hayali varmış onun… bir gün kendine o masalda tekrardan mutlu bir sahne yazmak… kendi masalına nasıl mutlu bir sahne yazamaz derseniz; eğer mutlu olacak şeyleriniz geçici bir süre tükendiyse emin olun sizde mutlu bir sahne yazmayı beceremezsiniz… Okumaya devam edin ‘iyi niyetli kötü adam’

03
Ara_Aralık_kısaltma
09

lunaparkta kayıp çocuk

şu an gerçekten ne yazacağımı bilmiyorum ama yazmam gerektiğini hissediyorum… biraz son günlerdeki halimden bahsederim heralde… belki birilerine çatarım yada bişeyleri irdelerim ama aklımda hiçbişey yok şu anda tamamen doğaçlama bir yazı düşünüyorum… çok kısa olabilir yada yazdığım en uzun yazı…
Okumaya devam edin ‘lunaparkta kayıp çocuk’

20
Nov
09

al mektuplarını… verme mektuplarımı…

al mektuplarını… ver mektuplarımı… bugüne kadar bu klişe sözün ne anlama geldiğini bilmiyordum… aslında evet biliyordum… iki sevgili ayrılır artık o okunan ve sevgilinin silueti olan mektuplar, ondan bir parça olan mektuplar karşılıklı olarak teslim edilir… ve ilişki biter… bugün ise durum msn, facebook, cep telefonundan mesajlar kayıtları silinir… evet numarasını saymadım haklısınız… ama yüreklice cevap verin hanginiz sevgiliniz sizi terkedince cesaret edip numarasını bir çırpıda silebiliyorsunuz? Okumaya devam edin ‘al mektuplarını… verme mektuplarımı…’

18
Nov
09

aşkın kasım ayı…

hep derler kasımda aşk başkadır diye peki neden acaba hep kasımdaki aşkların farklı olduğunu bize söyleyip durmuşlar? hep merak etmişimdir… belkide kasımda hiç aşık olmadığım aksine kasım aynının bana hep aşklarımı kaybettiğim bir ay olarak zihnime yerleşmesinden dolayı olabilir… aslında bir çok kişinin bildiğinin aksine kasımda aşkın hiç bir farklılığı yoktur… Okumaya devam edin ‘aşkın kasım ayı…’

03
Nov
09

sakar çocuk

herbirimiz istemeden de olsa hayatında etkisiyle türlü sakarlıklar yapıyoruz yaşarken… kimimiz bir bardak suyu devirir… kimiyse sözleriyle koca çınarı… bazen sakarlıklarımız öyle haddelere varır ki koca bir aşkı bitirir… elde değildir, istemeden olmuştur ama olmuştur artık bir kere… her devrede çeşitli sakarlıklarımız olmuştur… tüm hikaye çocukluğumuzdan başlar… Okumaya devam edin ’sakar çocuk’

27
Oct
09

domino taşının yıktığı gerçekler

şu sıralar hemen her gece müdavimi olduğum tek bir yer var… o da sokağın köşesindeki belli aralıklarla yanıp sönen bozuk sokak lambasının altı… oraya gidiyorum hep… kaldırıma oturuyorum ve sigaramı, çakmağımı cebimden çıkartıp düşüncelere dalıyorum; ilk nefesin ardından… olanları düşünüyorum… olabilecekleri düşünüyorum… zor günler geçiriyorum ve zor günler geçirtiyorum… her ne kadar bunun böyle olmadığını söyleseler de kulaklarımı tıkıyorum… çünkü biliyorum zor günler geçiriyorsun ama bilmelisin zor günler geçiriyorum…
Okumaya devam edin ‘domino taşının yıktığı gerçekler’

13
Aug
09

gagamı taşlara çarpıyorum

hayatım şu aralar tam bir karmaşa içinde… herkesin bir yandan bağırdığı bir pazaryeri gibi… gürültülü ve her an birine yada bir şeye çarpma ihtimalin yüksek olan bir yer gibi… ama hayatımdan memnunum çok şükür… tam bir belirsizliğin ortasında hemde tam ortasında olsam da…
Okumaya devam edin ‘gagamı taşlara çarpıyorum’

03
Aug
09

ben bir otobüs durağıyım…

-pardon ..!
-evet buyurun…
-aşk yönüne giden otobüs geçti mi acaba?
-hayır daha gelmedi… ben de zaten onu bekliyorum…
-peki… teşekkürler…

evet… ben bir otobüs durağıyım… sıradan bir otobüs durağı… insanlar gelirler buraya kimi sinirli, kimi sevinçli, kimi heyecanlı, kimi ise sevdalı… hep beklerler burada otobüsün gelmesini… otobüs gelir ve binerler, giderler… sinirli olanlar hep bana vururlar sinirlerini atmak için… kimi şımarıklar üzerime sakız yapıştırır… bazıları sevdasını üzerime kazır ellerindeki keskin aletlerle… hele kalp çizenler işte en çok canımı onlar yakıyor ama acılarda geçiyor izleri kalsada… zaman geliyor ve gidiyorlar hepsi tek ortak yönleri bu… gün oluyor elele giden aşıkları uzaktan izliyorum ve derinden bir iç çekiyorum ama kimse beni duymuyor… dedim ya ben br otobüs durağıyım… diğerleri gibi hep buradayım biri gelip beni yıkana kadar da burada olacağım… aslında en büyük hayalim bir durakta sevgilisine kavuşma umuduyla yerinde duramayan, saniyeleri sayan, sabırsızlanan bir sevgili olmak… kim bilir ne güzeldir… kısa bir süre sonra sevdiceğine kavuşacak olmak… yaşayan bilir ama ben unuttum bu duyguyu… biliyor musunuz? hep bir tebessüm oluyor o insanların yüzünde…
Okumaya devam edin ‘ben bir otobüs durağıyım…’